aşk yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Can Dündar / Aşk Ayakkabı Gibidir

Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.. bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada
barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgın​lıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten... aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla
düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz. Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da asla eskisi gibi olmayacaktır.
Can Dündar

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Bir defa öldün ya zamanında.. bir daha ölemezsin..

Unutma! Yüreğinde bir ismin imzası var ve sen onu silemezsin. Söküp atamazsın, ne kadar uğraşsan da. Seninle beraber büyür içindeki sızı. İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda.

Unutma! Bir kere sevdin mi, uzun uzun yanarsın. Sitemler, öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın. Dilinde küfür, elinde kadeh eksik olmaz Günler böyle geçer; alışırsın.

Unutma! Sabahlar artık gecikir. İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir. Kendini şiirlere verirsin. Elin sigaraya gider her on dakika da bir; fena zehirlenirsin.

Unutma! Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın. Aşk konuşulduğunda sen susacaksın. Of larla ah larla başlayacaksın her cümleye. Çevrende senden başka herkes haksız olacak. Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.

Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın, biri seni bulacak. Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin. Ne kadar dirensen de nafile, insansın sonuçta, seveceksin. Eski acılara bakıp da küsme sevdalara. Gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acaba ları! Bir kemik, aynı yerden iki defa kırılmaz.

Artık kararmaz gecelerin. Bir daha yaşlar akmaz gözünden. Sabahların gecikmez. Kim bilir ağladığın günlere gülersin.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Biraz değiştim | Can Yücel


Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum..

8 Şubat 2011 Salı

Aşk böyle yaşanır...


Kar yağıyor şehrimin üstüne, İstanbul’un sesi tükenmiş. Bir beyaz vurgun var gönüllerde ve İstanbul en çok beyazken seyredilir.
Aşk dediğin en güzel kar zamanı yaşanır. Şimdi yanan bir şömine başında oturmak vardı. Sevdiğine sarılıp, camdan dışarı seyrederek şiir tadında bir geceye uyumalıydık.
Aşk en güzel bu şehirde yaşanır, hele üstüne beyaz bir sessizlik yağıyorsa! Karın sevdası, bazen aşkı geçer. Hatta sadece kar yağdığı için sevişebilir bedenler.
Kar ve aşk kadar yakışmaz birbirine hiçbir şey. Güneş kanı kaynatır, yaz sevgililerine pupa yelken bir yol gösterir ancak karın hızlı kayboluşuna inat, uzundur kış aşkları.
Bu gece sessizliğin garip bir güzelliği var. İstanbul’un sesi, suskunluğu oluvermiş. Kim bilir neler düşünüyor camdan bakan insancıklar? Aslında ne düşünür bakacak cam bulamayanlar?
Kar, sevdalılara hediyedir gökyüzünden. Küskün aşıkları çığlıklarla pencere koşturup, birbirlerine sarılmalarına neden olan kardır. Küçük çocukların o saf ve temiz sevgilerinde, kartopu oynama bahanesiyle komşu kızını sokağa çıkaran da kar değil midir?
En son ne zaman mum ışığı ve şarapla gönüllerini tazelediklerini unutmuş, yıllar önce evlenmiş ve hayatın koşturması içinde boğulmuş çiftlere, romantizmin en güzelini yine kar sunmaz mı?
Karın değerini bilenler ya aşıktır, ya terk edilmiş. Hüzünle mutluluk, gözyaşıyla tebessüm ancak karla yaşanır. Kalbinde ayrılık acısı taşıyan, burnun direği hasretle sızlayana, kar çaredir. Belki bir sebep bulur kendince, bir türlü gelemeyen sevgiliye.
Karın adaleti yalnız beyazlığından gelmez. Üstünü örttüğü kirin de farkındadır. Bu şehrin kirini, kötülüğünü örtmek kolay iş değil. En çabuk kendinin karaya çalacağını bildiğinden olmalı, kar da fazla durmaz bu şehirde.
İstanbul’da kar, büyü gibidir. Seven gönüllere şiir, dertlilere derman getirir ama nereye bakacağını bilirsen. Tadını çıkarabilirsen şu beyaz örtünün, sana belki de dileklerin en güzelini getirir.
Bu şehirde kar, aşk için yağar. Soğuktan kaçıp gelen yare, sıcacık bir sarılmanın, hatta bir tas çorbanın keyfini sunun diye yağıyordur. İstanbul’da kar yağarken ya aşkı yakalarsınız, ya bir bardak kahvenin tadını çıkarırsınız, ya sızlanarak bir sihrin gösterisini kaçırırsınız. Siz hangisini seçersiniz bilmem ama kar dediğin en çok aşka yakışır..

7 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgiliye...



Nasıl da acı çekmiştim günlerce.Sen bilmedin, bilemezsin de.
Her yağmur yağdığında insanlar evlerine kaçardı, ben her yağmur yağdığında evden kaçardım.Bu benim ağlama oyunumdu.Gözyaşları belli olmuyordu yağmurda. Zavallılığımı hissetmelerini istemezdim çünkü.Bilirsin yenilgiyi hiç sevmem.Ama yenildim...
Şimdi bitmesini bekliyorum.Beni benden alan şeyin bitmesini.. Şimdiye kadar hiçkimsenin omuzlarını ıslatmadım ağlayarak ve hiç kimsede ağlamak için benim omuzlarımı seçmedi zaten. Sevmedim insanları sevemedim.Sevmek zor geldi.Sevdiğimde bağlandım.Bağlandığımda bırakamadım. Kendimi bıraktım,sevdiğimi bırakamadım...
Sorun olmadı hiç sokaklarda yalnız yürümek.Hatta yalnız değilse sıkılmaya başladım git gide...
Güzel sözlerden nefret eder oldum.Hepsinin yalan olduğunu bile bile onları söyleyenlerden de... Kalacağım diyenleri ben kovdum yanımdan.Gideceğim diyenler yalancı değillerdi en azından... Gün doğmadan neler doğar dediler.Gün doğdu,güneş doğdu neler doğmadı...kandırmışlardı beni... Odamın duvarlarının her bir köşesinde ben varım.Her bir köşesinde umutlarım.Köşelere sığındılar.onları köşelere ben sakladım. Onlarda koptu benden haliyle.Bizim birbirimizden koptğumuz gibi...
Hep odamda ağlarım.Belki de bu yüzdendi umutlardan ayrılığım... Tut elimden demeyeceğim sana.Bilirsin ellerim çirkindir benim.Zaten hep gizlerdim onları senden. Yaklaşamayacağım yanına artık,bu yüzden çıkardım ellerimi ceplerimden... Yalansız ne kaldı hayatımızda?Ben yalan oldum aşkımız yalan oldu,sen zaten başından beri yalandın...
Aşkım derdin, aşık mıydın ki bana?Bense herzaman söylemeni istemezdim korkumdan.Bilirdim bir gün basitleşeceğini.. Susardım,susardım ya sen hiç birşey anlamzdın.Kelimeler gerekirdi senin için.Gözlerimi hiç okuyamazdın... Senin için aşkımdı benim içinse Aşk'ım..Ne aşk kaldı ne aşkın kaldı ne de Aşk'ım... Yalan mıydı yalnızlık da?Bu boşluk da mı yalandı?İntihar girişimleri...?hafızama kazınan başarısızlıklar...
Sahilimden başka yer yoktu bundan sonra.Ne kollarını ararım ne kucağını.Kayalar daha sıcak gelir bana.Dalgalara daha çok yaklaşırım nemli suretime bahane olsun diye yaparım bunu...Islak olan herşeyi seviyorum... Benim ıslaklığımı gizleyen herşeyi... Kaçıp kurtulmak da geldi bazen aklıma...Bu şehirden kaçardım kaçmasına senden kaçabilirmiydim?İçimdeydin sen...
Nasıl seni atabilirdim?Kendimi kestim buyüzden..Kanımı akıttım içindeysen onunla akarsın belki diye.. Sen kanıma karışmamışmıydın ne de olsa...Yaralarımı sardım ve dışarı çıktım...garip garip baktıyorlardı suratıma. Yaralarım mı gözüküyordu yoksa?Görünürde yoktu hiçbişey oysa.Farkına vardım..Güneş gözlüğümü unutmuşum... Gözlerimin içine bakıyordu insanlar..güzelliğine mi gözlerimin? Hayır güzel değildi artık gözerim ağlamaktan...çizglere ve çökmüşlüğe bakıyorlarmış zaten,hepsi korkmuş onlardan...
Alışmıştı kırılmaya düşlerim...yansıtırdı her parçasını gözlerim...

Aşk ve sevgi üzerine | Okunması gereken bir yazı




Nice sevgiler yeşerten yüreğimiz kimbilir kaç defa kırılmış ve yeniden biraraya gelebilmek için çaba sarfetmiştir. Yanlışlar doğruları götürür gibi acılar da sevgileri yok ediyor acımasızca. Hasret ise buna tuz biber ekiyor acının yanısıra. Aşk iki kişiliktir. Biri aşık diğeri sadece seviyorsa bu aşk değil yanılsamadır sadece. İnanmak istersiniz bir gün sever bir gün gözlerinize bakıp "seni seviyorum", der diyeceğini. Asla bunun olmayacağını bile bile gidersiniz peşinden. Tutunmak istersiniz bir dala veyahut. Tutunamazsınız dal sizi üstünüzden atar. İstemiyordur sizin yükünüzü çekmek. Hayatta bu kadar zorlu engeller varken niye bir de sizi taşısın ki? Hak verirsiniz başka yola sapar ve düşünürsün. Cidden aşktan başka bir şeyler yok mu dünyada, dersiniz. Çevrenize alıcı gözüyle bakar ve insanların hayat koşuşturmasında olduğunu görürsünüz. Kendinizi sorgular kendi hayatınıza bakarsınız. Geçmişi boşverip geleceğe baktığınızda dahi ele avuca sığan hiç bir şey yapmadığınız; anlarsınız. Sonrasında mı? Yapabileceğinizin en iyisini yapmaya başlamışsınızdır artık . En başta da belki defalarca arkadaşlarınıza dediğiniz bir kelimeyi kendinize diyeceksinizdir: Unut! Başkasına derken ne kadar ağızdan kolay çıkıyorsa da uygulamaya gelince herkes "Asla" , diye söyler. Kimse de başaramaz başlarda. Zaman geçer alabildiğine, unutanlar da vardır, unuttuğunu sananlar ya da içine atıp herkese unuttum onu, diyenler. Her insan kendi kaderini yaşıyorsa aşkını sevdasını unutup unutmamakta ona kalmıştır elbette. Öyle ki aşk unutulabilecek bir şey midir? Yaşayana, yaşatana ve yaşanana bağlıdır hepsi. Nice sevdalar gördüm, bazısı mutlu bazısı mutsuz. En acısı da kavuşamayanlarınkidir herhalde. Mutlusundur, ama uzaktasındır ve bunun mutsuzluğunu yaşarsın. Yine de aşık olmak güzel bir şey dersin kendi kendine. Aşık olmak, ölesiye sevmek ve gün gelip bu sevdayı kalbine gömüp sevdanı unutmak. Belki ilk ikisi güzeldir, sonuncusunu yaşayana ise yine de "hayat devam ediyor" , demek gerek...

4 Şubat 2011 Cuma

Senden Önce


Senden önce ne yapardım ben,bunu hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlamaya çalıştıkça da kocaman bir boşluğun içine yuvarlanmış gibi oluyorum. Senden önce ne yapardım ben? Niye düşündükçe herşey boş ve anlamsız?Şaşırıyorum çünkü bir insanın hayatını bir başka insan nasıl bu kadar değiştirebilir ki?Sen olmadan önce anlamsızmıydı hayatım? Değildi elbette. Belki hayatıma seninle birlikte yüklenen anlam, daha önce yaşanan herşeyi silip süpürdü... Ne dersin ? Doymak bilmeyen bebeklerin annesini gözlemesi gibi gözlüyorum bende seni. Sürekli senden gelecek bir haberi bekler durumdayım. Zamanı seninle nasıl geçireceğimi hayal eder durumdayım. Ne yaptın bana bilmiyorum. Aşksa aşk, sevdaysa sevda. Daha önce de yaşadım en koyu aşkları.. Ama bu başka bir şey. Hani aşktanda üstün diyeceğim, bir türk filminin kavuşamayan iki kahramanı gibi olacak. Bu da değil. Senden önce nasıl mutlu olurdum ben?Neler sevindirirdi beni? Yine aynı kitapları okurdum, yine aynı müzikleri dinlerdim. Ama senden sonra sanki hayatımda ilk kez müzik dinliyormuşum gibi geliyor. İlk kez bir kitabı elimden bırakmadan her satırını beynime kazıyarak okuyorum... Ansızın hayatıma girdiğin o andan öncesi yok.. Daha ne olduğunu anlayamadan birdenbire doldun içime.. Teslimdim artık sana, yüreğimle.. bedenimle.. ruhumla teslimdim. Varlığınla hayatımı değiştirmene seviniyorum; ama, senden öncesini hatırlamayan ben gidersen ne yapacağım? ya herşey tıpkı hayatıma girişin gibi yarım kalırsa? Gidersen ve ben yarım kalırsam herşey yabancı gelecek bana. Herşeyi yeniden öğreneceğim. Üstelik öğretmenim de olmayacak. Bunu yapabilir miyim bilmiyorum. Düşüncesi bile ruhumu karartıyor. Senden önce ne yapardım ben? Nasıl mutlu olurdum?Ya gidersen? Nasıl yaşarım ben senden sonra?Söylesene sevgili... ne yaptın bana?....Senı tanıdığım andan itibaren hayatım nasılda gökkuşağına benzedi bir bilsen gülün renginide senden öğrendım üzüntünün matemini de ama en güzelini yine bana sen öğrettin yaşamanın güzelliğini kısaca seninle varolan herşey çok güzel bunu anladım SENİ SEVİYORUM...

21 Mayıs 2010 Cuma

Aşk Yolunda İnsan Olmak!


İnsan şöyle, adam gibi bir aşık olmalı. İçinden aşkın o büyük rüzgarı esip geçmeli. Sevda kırmalı kolunu, kanadını. Dünyaya kafa tutan bir aslanken, bir anda kediye dönmeli.

İliklerine kadar aşık olmalı insan. En azından hayatında bir kere aşkın tokadını yemeli. Sersemleyip düşmeli hatta, bir ömr...ün önemli yıllarını o aşk için tüketmeli.

İnsan doya doya aşık olmalı mutlaka. Kavak yelleri denilen o yel, ne garip şeymiş bilmeli. Yüzünde engel olamadığı tuhaf gülümsemeyle, ortalık yerde gezinmeli.

İnsanın aşktan gözleri parlamalı bir defa. Karşıdan bakanlar, sevdalı olduğunu anlayabilmeli. Herkes içten içe kıskanmalı onu. Aşkı yakalamış şanslı bir kul olduğunu düşündürtmeli.

İnsan aşktan saçmalamalı mutlaka. Normal zamanda asla yapmayacağı işler yapmalı. Biraz boyun eğmeyi öğrenmeli.

Gözleri kör olmalı aşktan. Görmediği çukurlara düşüp, uçurumlardan düşmeli. Hata yapmalı, yanlış yola dönmeli, girdaplarda boğulmalı aşk yüzünden.

İnsan kendini geçecek kadar aşkı olabilmeli. Bencilliği unutmayı, egoyu törpülemeyi, paylaşarak büyümeyi aşkla öğrenmeli.

İnsan kendinden fazla sevmeli birini. Bir zamanlar el olanın şimdi canı yandığında, kendininkinin nasıl daha fazla acıdığını görmeli.

Öylesine büyük sevmeli ki, sonunda yolu Tanrı’ya varabilmeli. Aşk insanı düşündürmeli. Neden bu dünyada olduğunu, yaşamın gizemini aşktan hareketle bulabilmeli.

Sonra aşk acısı çekmeli mutlaka. Kaybetmek nasıl bir duygudur, sahip olmak ne değerlidir, aşk bunları göstermeli.

Kalbinin orta yerinde bir bıçak kesiği ile yaşamayı denemeli. Gözyaşları tükendiğinde, gözlerden kan geldiğini şaşırarak öğrenmeli.

Burnun direği sızlamalı. Özlemek neymiş, hasret insanı nasıl yakıp kavururmuş, aşkın ızdırabını çekerken anlayabilmeli.

Bir aşkı beklemeli insan. Zamanın durmasını istemeli. Geçen her dakikanın, yelkovanla akrebin her hareketinin ciğerlerinden sökülüp alındığını görmeli. Kaç sigara içse bitmeyen gecelerle kendini terbiye etmeli.

İnsan mutlaka aşık olmalı. Şöyle keyifli, büyük bir sevdaya tutulmalı. Sonra terk edilmeli, acı çekmeli. Bunları yaşamalı ki, başkasını anlayabilecek olgunluğa gelmeli. Kibrin, küstahlığın, bencilliğin yok olması için, herkes aşkın ateşinde yanıp, aşkla gönlünü eğitmeli. Bence insan olmaya giden yol, mutlaka aşktan geçmeli!

7 Eylül 2009 Pazartesi

Karşılıksız aşk üzerine mektup


Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.

Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.

MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...

Özel Arabul

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...